923 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadisi Buhârî
«Kitâbu'l-Cenâiz» ile «Kitâbü't-Tıb» ve «Tevhid» de; Ebû Dâvûd, Nesâi ve İbni
Mâce «Kitâbü'l-Cenâiz de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'e haber gönderen, kızı Zeyneb (Radiyallahu anhâ)'dır. Nitekim
İbni Ebî Şeybe'nin
«Musannef'inde tahrîc
ettiği Ebû Muâviye hadîsinde ismi tasrih edilmiştir.
Vefat etmek üzere
bulunan yavrunun ismi: Bâzılarına göre Aliyyu'bnü Ebi'l-Âs 'dır.
Bâzıları, hadisin hiç
bir tarîkinde bu çocuğun ismi zikredilmemiştir bahanesi ile buna itiraz etmek
istemişse de, Aynî bu itirazın itiraz götürdüğünü söylemiş ve «çünkü bu zâtın
Hz. Zeyneb'in Ali isminde bir oğlu bulunduğunu öğrenememesi, başkalarının onun
görmediği tarîklerden buna muttali' olamamasını istilzam etmez. Bu zât, hadisin
bütün tarîklerine nereden nereye vâkıfmış? Çocuğun Alî ismini taşıdığını kendi
eli ile Dimyatı kaydetmiştir. Dimyâti sağlam bir hafızdır. Böyle bir şey'i kendinden
söyleyemez. Çünkü bu gibi şeyler tevkifidir. Aklın bunlara dahl-ü te'siri
yoktur. Binâenaleyh Dimyatı onu bilmese sarahaten yazmazdı.» demiş ve yine bu
mu'tarizin başka bir itirazına geçmiştir. îtirâz şudur. Zubeyr b. Bekkâr ile diğer bâzı ulemâ Hz.
Zeyneb in oğlu Ali'nin buluğ zamanına yaklaşıncaya kadar yaşadığını, Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Mekke fethedildiği gün onu terkisine aldığını
söylemişlerdir. Böyle bir çocuğa ise Sabî denemez.» demiş.
Ayni, bu îtirâzı da reddetmiş,
bulûğa yaklaşan bir çocuğa örfen sabi denilebileceğini, lûgatda ise doğduğundan
büyüyünceye kadar çocuğa sabi denildiğini ispat etmiştir.
Rivayetlerin bâzılarında
Hz. Zeyneb'in «oğlum mu yoksa kızım mı vefat etmek üzeredir.» dediği râvi
tarafından şekk ile kaydedilmiştir. Ulemâdan bâzıları «kızım» dediğini doğru
bulmuşlardır. Nitekim imam Ahmed b. Hanbel'in «Müsned» inde bu kızın Ümâme
binti Zeyneb olduğu tasrih edilmiştir. Bâzı rivayetlerde Umâme kelimesi
küçültülerek «Ümeyme» diye zikredilmiştir. Fakat Ayni 'nin de beyânı vechîle
Siyer ulemâsı Hz. Zeyneb'in kızı Ümâme 'nin Nebi {Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'in vefatından sonra uzun zaman yaşadığına, hattâ Hz. Fâtime'nin
vefatından sonra Hz. Ali ile evlendiğine ve Ali (Radıyallahu anh) şehid edildiği
zaman dul kaldığına ittifakla kaildirler. Binaenaleyh doğrusu Hz. Zeynep'in
«oğlum» demiş olmasıdır. Nitekim Buhâri ile Müslim'in rivayetlerinde oğlu diye
tasrîh edilmiştir. Zeyneb (Radıyallahu anhâ) Ebu'l-Âs'dan yalnız Alî ile
Umâme'yi doğurmuştu.
«Allah'ın aldığı da
verdiği de kendinindir.» cümlesinden murâd: Bütün mâhlûkat onundur; her şey
onun yed-i kudretindedir; ve onun nezdinde her şeyin bir ecel-i müsemmâsı yanî
muayyen ömrü vardır, demektir. Çünkü Allah Teâlâ Levhi ve Kalemi yarattıktan sonra,
kıyamete kadar olacak her şeyi yazmasını kaleme emretmiştir. Ecel ömrün sonuna
da bütününe de itlak olunur.
Almak rütbe i'tibârile
vermekten sonra geldiği hâlde burada ondan evvel zikredilmesi makam
iktizâsıdır. Ma'nâ şudur. Allah'ın şimdi almak istediği şey, evvelce kendisinin
verdiği şeydir. O kendi verdiğini alıyor. Binâenaleyh feryadu figâna mahal
yoktur. Zîrâ emanetçiye verilen bir şey geri alınırken emanetçinin feryad
etmesi yakışık almaz.
Bu cümlede iki yerde
zikredilen «mâ» kelimesi ismi nıevsûl olarak kullanılmıştır. Almak, vermek
fiillerinin mef'ulleri umum bildirmek için hazfedilmişlerdir. Şu halde çocuk
alıp vermeye ve diğer bütün ilâhi ihsanlara şâmildir. «Mâ» kelimesinin her iki
yerde masdariyye olması da caizdir. Bu takdirde cümlenin ma'nası: «alıp vermek
Allah'a mahsustur» demek olurki yine çocuk alıp vermekle sair şeylere âmm ve
şâmildir.
«Sabretsin ve sevâb
umsun!» cümlesinin ma'nâsı: sabretsin ve bunu bir amel-i sâlih sayarak onunla
Allah'dan sevâb umsun, demektir.
Bir rivayette Hz. Zeyneb
yemîn ederek iki defa müracaatta bulunmuş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) ancak üçüncü defasında kalkmıştır. îlk müracaatta kalkmaması ihtimâl o
anda bir vazife ile meşgul bulunduğundandır. Yahut Rabbına tam teslîmiyyet
göstermek için icabet etmemiştir. Böyle bir şey için vâki' da'vete icabet
gerekmediğini beyân için kalkmamış olması da mümkündür. Resûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in ısrar neticesinde kalkması ya bâzı câhiller babasının
nazarında Hz. Zeyneb'in i'tibarı yok zannetmesinler diye yahut yeminli ısrarını
görünce kızına acıdığındandıı
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) ile beraber kalkan Sa'du'bnü Ubâde, Hazrec kabilesinin
reîslerindendir Kerîm ve gayur bir zattı. Şam'da vefat etmiştir. Kendisini
cinlerin öldürdüğü dahi rivayet olunur.
Müslim'in rivayetinde
Hz. Sad dan başka Muâz b Cebel ile Usâme b. Zeyd'inde kalktıkları zikrediliyor.
Buhâri 'nin rivayetinde ise bu üç zattan başka Ubeyy b. Kâ'b, Zeyd b. Sabit
(Radıyallahu anhum) ile bir takım zevatın da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) ile beraber gittikleri bildirilmektedir.
Hz. Usâme'nin: «Ben de
yanlarına takıldım. Çocuğu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellemj'e
arzettiler...» sözünde bir çok hazifler vardır. Bu söz. «Beraberce Zeyneb'in
evine gittik. İçeriye girmek için kapıyı çaldık; bize izin verildi. İçeri
girdik. Müteakiben çocuğu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e
arzettiler...» şeklinde takdir olunur.
Can çekişme hâli «sanki
canı eski bir tulum içinde idi» cümlesiyle eski bir tulum içinde bulunan su
sesine benzetildiği cihetle, cümleye «canı sanki bir eski tulum içinde imiş
gibi horultu veriyordu» diye ma'nâ vermek de mümkindir.
Hz Sa'd o ana kadar Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu gibi yerlerde ağladığını görmediği için her
halde şaşmış olacak ki: Bu ne oluyor ya Resûlâllâh» diye sormuş; Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de: «Bu bir rahmettir» yâni. «Bu göz yaşı bir
rahmet eseridir; yoksa senin tevehhüm ettiğin gibi feryad-u figan ve
sabırsızlıktan ileri gelmiş değildir» demek istemişler. Filhakika bir hadisde
beyan olunduğuna göre Allah Teâlâ yüz rahmet yaratmış. Bunun doksan dokuzunu
nezd-i Bârisinde bırakarak bir danesini kulları arasında taksim eylemiştir.
îşte kullar bundan dolayı bir birlerine acır ve merhamet ederler. Anne
yavrusuna bundan dolayı şevkat gösterir. Kıyamet gününde bu bir rahmeti de
doksan dokuzun yanına toplayarak mahlûkaatını gölgelendirecek; hatta küfrün
başı olan İblis, Allah'ın rahmetini görünce ümide kapılacaktır.